Haberin İçindekiler
- Süt mısırın geleneksel yolculuğu sürüyor
- Mayıs ayında başlayan emek, ağustosta hasada dönüşüyor
- Mısırın bir bölümü sofraya, bir bölümü kışa ayrılıyor
- “Eskiden çok daha fazla mısır vardı”
- Gençlerin ilgisinin azalması üretimi etkiliyor
- “Kombala” festivallerle yeniden hatırlanıyor
- Tarladan değirmene uzanan kültür
- “Ya taze tüketiyoruz ya da mısır ununa dönüştürüyoruz”
Süt mısırın geleneksel yolculuğu sürüyor
Bölgede Lazca “kombala” olarak anılan süt mısır, yaz aylarında tarlalardan toplanarak sofralara ulaştırılıyor.
Mayıs ayında bahçelerin hazırlanmasıyla başlayan üretim süreci, yaz boyunca yoğun emek gerektiriyor. Doğal gübreleme yöntemlerinin tercih edildiği bahçelerde mısırın yanı sıra fasulye ve kabak gibi yöresel ürünler de yetiştiriliyor.
Mayıs ayında başlayan emek, ağustosta hasada dönüşüyor
Üreticilerin bahçe hazırlıkları ve kazma çalışmalarıyla başladığı sezonun en hareketli dönemi ağustos ayına denk geliyor. Süt mısırların olgunlaşmasıyla birlikte tarlalarda hasat başlıyor.
Yaklaşık bir buçuk ay süren hasat döneminde üreticiler bir yandan mısırları toplarken diğer yandan bahçelerde yetişen fasulye ve kabakları da hasat ediyor.
Bu üretim biçimi, Rize’nin geleneksel tarım kültürünün önemli parçalarından biri olarak varlığını sürdürüyor.
Mısırın bir bölümü sofraya, bir bölümü kışa ayrılıyor
Tarladan toplanan mısırlar kullanım amacına göre ayrılıyor. Süt mısırlar taze olarak pişirilip tüketilirken, bir bölümü de kış aylarında kullanılmak üzere saklanıyor.
Tamamen olgunlaşan mısırlar ise farklı bir sürecin içerisine giriyor. Kurutulan mısırlar, geleneksel su değirmenlerinde öğütülerek mısır ununa dönüştürülüyor.
Rize’nin mutfak kültüründe mısır ununun özel bir yeri bulunuyor. Rize İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü de mısırın yörede öğütülerek un haline getirildiğini ve mısır ekmeğinin bölgenin geleneksel lezzetlerinden biri olduğunu belirtiyor.

“Eskiden çok daha fazla mısır vardı”
Geleneksel üretimi sürdüren Emine Yılmaz, geçmişte mısır ekiminin çok daha yaygın olduğunu belirterek üretimin günümüzde azaldığını ifade ediyor.
Yılmaz, bahçe çalışmalarının mayıs ayında başladığını ve doğal yöntemlerle üretim yaptıklarını belirterek, ağustos ayıyla birlikte süt mısır hasadının başladığını anlatıyor.
Üretimin yaklaşık bir buçuk ay daha devam ettiğini söyleyen Yılmaz, bu süreçte mısırın yanı sıra fasulye ve kabak da topladıklarını aktarıyor.
Gençlerin ilgisinin azalması üretimi etkiliyor
Mısır üretiminin geçmişe kıyasla azalmasında gençlerin tarımsal üretime olan ilgisinin düşmesinin de etkili olduğunu belirten Yılmaz, günümüzde çoğunlukla ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar üretim yaptığını ifade ediyor.
Yılmaz, geçmiş yıllarda çok daha geniş alanlarda mısır yetiştirildiğini ancak bugün üretimin daha sınırlı kaldığını dile getiriyor.
Bu durum, yalnızca bir tarımsal ürünün azalması değil, aynı zamanda mısır etrafında şekillenen geleneksel üretim kültürünün de giderek daralması anlamına geliyor.
“Kombala” festivallerle yeniden hatırlanıyor
Bölgede “kombala” adıyla bilinen süt mısır, son yıllarda düzenlenen etkinliklerle daha geniş kesimler tarafından tanınmaya başladı.
Ardeşen’in Deremezra köyünde düzenlenen Kombala Festivali, mısır kültürünün yaşatıldığı önemli organizasyonlardan biri haline geldi. Festivalde mısır soyma ve çeşitli geleneksel yarışmaların yanı sıra yöresel ürünler tanıtılıyor.
Festivalin 2026 yılında beşincisi düzenlenirken, etkinlik programında mısır soyma, kütük kesme ve karakovan balı çekme gibi geleneksel yarışmalara da yer verildi.
Tarladan değirmene uzanan kültür
Rize’de mısır, yalnızca bir tarım ürünü olarak değil, geleneksel mutfağın temel unsurlarından biri olarak da öne çıkıyor. Geçmişte köy yaşamının önemli bir parçası olan su değirmenleri de mısırın una dönüştürülmesinde kullanılıyor.
Rize Belediyesi, bölgenin kültürel unsurlarını tanıtırken taş değirmenlerin özellikle mısır öğütmek amacıyla kullanıldığını ve genellikle su kaynaklarının kenarlarına kurulduğunu belirtiyor.
Bugün bazı üreticiler tarafından sürdürülen bu gelenek, tarlada başlayan ve sofrada son bulan uzun bir kültürel mirası temsil ediyor.
“Ya taze tüketiyoruz ya da mısır ununa dönüştürüyoruz”
Üretici Emine Yılmaz, hasat edilen mısırların iki farklı şekilde değerlendirildiğini belirterek, taze tüketimin yanı sıra kurutulan mısırların un haline getirildiğini ifade ediyor.
Rize’nin köylerinde sürdürülen bu üretim biçimi, modern tarım yöntemlerinin yanında geleneksel yöntemlerin de varlığını koruduğunu gösteriyor.
Her yıl yeniden ekilen mısır tarlaları, yalnızca ürün vermekle kalmıyor; bölgenin geçmişten bugüne taşıdığı tarım bilgisini, mutfak kültürünü ve imece ruhunu da geleceğe aktarıyor.
Emine Hanım’ın da belirttiği gibi gençlerin ilgisinin azalması üretimi olumsuz etkiliyor. Yazıda anlatılan fasulye ve kabak üretiminin mısırla birlikte yapılması ise çok mantıklı.
Mayıs ayında başlayıp ağustosta hasat edilen bu doğal süreç gerçekten büyük bir emek gerektiriyor. Kombala geleneğinin yaşatılmasına sevindim.
Haberde bahsedilen kurutulup değirmende öğütülen mısırların un haline gelmesi ve mısır ekmeği yapılması harika bir kültür. Acaba bu gelenek genç nesillere nasıl aktarılabilir?