Aşağıda yazacaklarım aslında uzun zamandır aklımda olan fikir ve düşüncelerdir, güncel gelişmelerden dolayı şimdi paylaşmak istedim.
Kelime olarak “yün elbise giymek” veya “saflaşmak/temizlenmek” köklerinden türeyen tasavvuf; kulun kalbini temizleyerek ahlakını güzelleştirmesi sürecidir. Yani klasik anlamdaki mutasavvıflar, büyük ölçüde “Ben nasıl daha iyi bir kul ve daha güzel ahlaklı bir insan olurum?” sorusunun peşindeydi. Dünya ve mal sevgisini kalbinden çıkarıp sadece Allah sevgisini orada bırakmak, rıza ı Bari’ye ulaşmak en büyük hedefleriydi. Bulabildikleri zaman yiyen ve bölüşen/ dağıtan, bulamadıkları zaman sabreden insanlara denirdi tasavvuf ehli diye.
İçlerinde çok zenginleri de vardı ama onlar; en iyisini yiyip içen, en güzel esvapları giyen, en iyi mekanları kendilerine mesken edinen, en güçlü ve modern araçlara binen insanlardan değillerdi. Ellerindeki ekonomik gücü, çevresindeki insanlar artsın diye değil, daha çok imsan zulmetten aydınlığa çıksın diye kullanıyorlardı. Evlerindeki fazlalık eşya veya yiyecek onlara sıkıntı verir, ibadetten lezzet alamamalarının müsebbibi olarak görürlerdi. Nefislerinin hoşuna gider de Rableri katındaki dereceleri düşer diye, kendilerine sunulan devlet imkanlarını bile ellerinin tersiyle iterlerdi.
Başkasının elindekini almak yerine, kendi ellerindekini vermeyi ilke edinirlerdi.
Amacı, nefsin terbiye edilmesi,dünyaya aşırı bağlanmamak, gösteriş ve riyadan kaçınmak, sabır, şükür, tevazu, niyaz, Allah’a karşı samimi kulluk ve zikir olan bir anlayış bugünkü sisteme nasıl dönüştü?
Eskiden kişi bir tarikata girerken nefsini nasıl terbiye edeceğini düşünürdü; “ ham” girilirdi kapıdan, “pişerek” çıkılırdı aynı kapıdan.
Bugün ise tasavvuf büyük çoğunlukla manevî eğitimden çok bir kimlik veya sosyal çevre biçimine dönüşmüş durumdadır. Allah rızası için samimi insanlarca yapılan bağışlar, “ hizmetlerin farklılaştırılması” adı altında çeşitli menkul, gayri menkul ve yatırımlarla “servete” dönüşmektedir. Yani bugün; “mal sahibi ol ama malın kölesi olma, azla yetin ki çok şeyin esiri olmayasın, dünyadan elini çek ki Allah’a yaklaşabilesin” vs ilkeleriyle çelişen bir duruma gelmiş bulunmaktayız.
Klasik tasavvufun ideali, insanın kendisini/ nefsini küçültüp Allah’ı merkeze almasıydı; modern dönemde bazı tasavvufî yapılarda ise Allah’a kulluktan çok, grubun veya liderin merkeze yerleşmesi tehlikesi ortaya çıkmıştır.
Şeyh ve mürşid ilişkisi de neredeyse tamamen değişmiş durumdadır. Eskilerin anlayışında şeyh veya mürşit, kişinin kendisine bağlanmasını sağlayan bir makamdan ziyade Allah’a giden yolda rehber olarak görülürdü. Müridin amacı şeyhi yüceltmek değil, onun rehberliğinde kendi nefsini düzeltmekti. Bugün o konu da ne yazık ki büyük çoğunlukla “körü körüne bağlılığa ve o ne yaparsa ve söylerse doğrudur anlayışına dönüşmüş durumdadır.
Açıkçası toplanan bağışlardan “düşmanın silahıyla silahlanmak” anlayışıyla hareket edilmesini isterdim. Müzik grupları, sinema filmleri, dizi ve çizgi filmler, sosyal medyada içerik üreticileri vs ile özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin hedef seçilerek manevi değerlerimizi ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlere alternatifler geliştirilebilirdi. Aile yapımızı, dostluğu, arkadaşlığı, fedakarlığı, vefayı, kul hakkını, ahlakı, dürüstlüğü işleyen, anlatan dizi ve filmler çekmek için ortam hazırlanmalı ajanslar ve film şirketleri, gruplar kurulmalıdır.
Sadece dini ilimler öğreterek toplumu ayakta tutamayacağımız ve dinimizi koruyamayacağımız üzücü bir gerçektir. Bunun için sonrası için birikim yapmak yerine hemen şimdi kim ne yapabiliyorsa onu hemen yapmaya başlamalıdır.

Herkesin bu anlayışı yozlaştığını söylemesi kolay, peki sizce bu sürecin tersine çevrilmesi için bireysel olarak ne yapılmalı?
Hizmet adı altında servet biriktirilmesi meselesi maalesef çok can yakıcı bir gerçek. Samimiyet arayan insanlar için gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz.
Yazınızdaki tasavvufun bir sosyal çevre biçimine dönüştüğü tespiti oldukça doğru. Günümüzde maneviyattan çok statü göstergesi haline gelmesi düşündürücü.
Eskiden nefsini terbiye etmek için girilen kapıların bugün bir güç merkezine dönüşmesi gerçekten üzücü. Kalemi elinize sağlık, çok önemli bir noktaya değinmişsiniz.
Tasavvuf ehlinin devlet imkanlarını elinin tersiyle ittiği dönemler artık tamamen geride kaldı gibi görünüyor. Günümüz şartlarında bu tevazu anlayışı hala mümkün mü?