1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bahattin KARAGÖZ
  4. Tıbbiyeli Hikmet’ten Bugüne: Ne Verdik, Ne Aldık?
Google'da Abone Ol
1
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Tıbbiyeli Hikmet’ten Bugüne: Ne Verdik, Ne Aldık?

Rize Haber 53R - Bahattin KLARAGÖZ - Köşe yazısı
Rize Haber 53R - Bahattin KLARAGÖZ - Köşe yazısı
Seslendirmeyi dinlemek için Premium üye olun Premium üyelikle haberi sesli dinleyebilirsiniz

Zamanı geriye sararak sık sık geriye çekilip düşünerek olanları, olmakta olanları, gelecekte olacakları iyi değerlendirmek zorundayız.


Tuzak biçimde “Ya yeni hâl, ya izmihlâl!” yâvelerini salya sümük yineleyenleri çok görmüştük. Bu gün PKK’lılara güyâ örtülü affın sağlandığı TBMM’deki “Çerçeve Yasa” nın zafer tiyatrosu gibi nasıl görüşüldüğünü hep birlikte izledik. Kafası karışık Yeni Partililer, butlancı CHP’den daha savruk, gülünç bir tavır takındı. Kıytırık zoraki meclis gruplarının gitgelci tutumları da şaşırtmadı. Yalnızca İYİ PARTİ grubu hasta MV. Turan Çirkin dahil, 29 üyesiyle tek başına ana muhalefet partisi gibi davrandı, niceliğin değil, niteliğin önemli olduğunu bize bir kere daha gösterdi. Ama ne yazık ki aday seçimlerinde önceki dönemde bilerek yapılan hatalar, bu erdemli tavrı iktidarca araçları belirsiz işlemlerle gölgelemeyi davet etmiştir.


Daha birkaç çürük milletvekilinin koparılacağı tiyatro sahnesine sıranın gelmesi hesaplanmaktadır.
İşte size erdemden yoksun, kurulu zemberekli siyasetimiz!…

1999 yılının 15 Şubatında Öcalan’ın yakalanıp ülkeye getirilmesi, İmralı’ya hapsedilip yargılanması, bizim açımızdan büyük prestij sağlayan bir olaydı.

Öcalan Türkiye’ye iade edildiğinde o dönemin şanslı azınlık hükümeti Başbakanı Bülent Ecevit, “Neden bize verdiklerini anlayamadım” demişti.

Hadi şimdi bir kez daha hep birlikte düşünelim:
Sahi, Öcalan’ı neden bize vermişlerdi ve sahi, şimdi biz kime ne vermekteyiz? Öcalan’ın yargılaması bitmeden Fetullah Gülen’in bir karşılık olarak Mayıs ayında ABD’ye teslim edildiğini de hatırlatalım.

Bugünkü meramımızı anlatabilmek için sizlerle kısa bir tarih yolculuğuna çıkmamız gerekir.

Tıbbiyeli Hikmet’i bilir misiniz?
Hani şu, İngilizler tarafından İstanbul işgal edilince 14 Mart tarihinde İngiliz nöbetçilerini aşarak, tıbbiyeli arkadaşlarıyla birlikte hazırladıkları devasa Türk bayrağını kulelere asan ve işgale karşı büyük bir refleks ortaya koyan tarihî şahsiyeti hatırladınız mı?

İşte O, 14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanmasına vesile olan yiğitlerden birisidir.

Tarih: 9 Eylül 1919.
Sivas Kongresi’nde mandacılık düşüncesi üzerine görüşmeler yapılmaktadır.
Tıbbiyeli Hikmet Bey, İstanbul’dan kendi imkanlarıyla gelip yetiştiği Sivas Kongresinde gençlik adına Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben şu konuşmayı yapar:
“Paşam, murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar, şiddetle reddeder ve takbih ederiz.

Farz-ı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder; Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz.”

Hikmet Bey’in coşkun bir biçimde yaptığı bu konuşma, kongre salonunda büyük etki yaratır.

Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşmayı şu sözlerle değerlendirdiği aktarılır:
“Arkadaşlar, gençliğe bakın; Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.”

Ardından Hikmet Bey’e dönerek:
“Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklâl, ya ölüm!”
der.

Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözleri üzerine Hikmet Bey de yerinden fırlayarak:
“Var ol Paşam!”
der ve Mustafa Kemal’in elini öper.

Şimdi dönüp bugüne bakalım.

Bugün “önce ülkem” diyen ulusalcı, milliyetçi gençlerimiz, vatansever insanlarımız, Tıbbiyeli Hikmet’in temsil ettiği o sorgulayan ve gerektiğinde liderine dahi itiraz edebilen bilinçten ne kadar uzaktalar?

Bir zamanlar:
“Sizi bile reddederiz!”
diyebilen bir bilinçten;
“Vardır bir bildiği.”
“Bizim aklımız yetmez.”
“Liderimin yanlışı, benim doğrumdan daha doğrudur.”
anlayışına doğru savrulmak, yalnızca bir siyasi tercih değişikliği değildir.
Bu, aynı zamanda bir şuur ve muhakeme kaybıdır.

Sorgulamayan, düşünmeyen, üretmeyen ve gerektiğinde itiraz etmekten çekinen bir toplum; geleceğini başkalarının kararlarına bırakma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bu millete ve bu devlete layık Tıbbiyeli Hikmetler yetiştiremiyorsak, bunda hepimizin payı vardır.
Bize yazıklar olsun!
Çünkü mesele yalnızca gençlerin ne düşündüğü değildir.
Mesele, biz büyüklerin onlara ne tür bir düşünme ve sorgulama kültürü bıraktığımızdır.
Düşünmeyi değil itaati, sorgulamayı değil biatı, hakikati değil mensubiyeti öne çıkarırsak; yarının Tıbbiyeli Hikmetlerini nasıl yetiştireceğiz?

Hadi geliniz şimdi; aksakallısı, ak saçlısı, genci, kızanı, kadını ve erkeği…
Bir kez daha hep birlikte düşünelim:
Sahi, Öcalan’ı neden bize vermişlerdi?
Ve sahi, şimdi biz kime ne vermekteyiz?

Belki de bütün bu sorulardan daha zor olanı şudur:
Biz aslında kimiz?
Neyiz?
Neyi savunuyoruz?
Ve en önemlisi:
Yarın çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağız?

Yaşadığımız her an insanın kendisine, vicdanına ve Rabbine dönüp muhasebe yapması gereken altın değerinde şükürlük fırsatlardır.

Allah, bir müslüman olmak iddiasındaki hepimize hakkı hak bilip ona uymayı, bâtılı bâtıl bilip ondan sakınmayı nasip etsin, niyazında olmalıyız.

Bize makamın, mensubiyetin ve kalabalığın değil; hakikatin peşinden gitmeyi nasip etsin.

Düşünmeyi, sorgulamayı, adaletten ayrılmamayı; doğru bildiğimizi korkmadan, fakat edep ve hikmetle söyleyebilmeyi nasip etsin.

Evlatlarımıza yalnızca güçlü olmayı değil, hakkın karşısında eğilmeyecek kadar onurlu; hakikat karşısında yanıldığını kabul edecek kadar da erdemli olmayı öğretmeyi nasip etsin.
Rabbim milletimize birlik, devletimize dirlik, gençlerimize akıl ve feraset, büyüklerimize hikmet versin.
Hakkın, adaletin ve vicdanın yolundan ayırmasın.
Yaptıklarımızla, yapacaklarımızla hem acunu hem ukbayı bize cennet etmeyi nasip eylesin.

Madem ki işimiz, yeni yapılanmamız, yeni anayasa çiziktirmemiz;
bir bölenden bir bilene evrilen, katillikten sayınlığa, belirleyiciliğe, Kürtlerin kayyımlığına, barış havariliğine ve koordinatörlüğe yükseltilen o malum şahsın ellerine (İsrail ve Amerikan dayatmalarıyla) kalmıştır, eylemimiz yoksa, olmayacaksa, dualara sığınmaktan başka çıkış yolu bulamayız, bulduk sanırız.

Bize Tıbbiyeli Hikmet’lerin, kurmay zekalı Mustafa Kemal’lerin ölümüne kararlı çabalarını göstermek yaraşırdı.
Şairle birlikte bir daha söyleyelim:

Bıçak soksan gölgeme
Sımsıcak kanım damlar!
Gir de bir bak ülkeme;
Başsız başsız adamlar!

Ağlayın, su yükselsin
Belki kurtulur gemi!
Anne, seccaden gelsin;
Bize dua et, emi!

Anlayan, anlamak isteyen gönül ehline esenlikler dilerim.

Tıbbiyeli Hikmet’ten Bugüne: Ne Verdik, Ne Aldık?
1

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. 18 Temmuz 2026, 09:10

    Tıbbiyeli Hikmet örneği günümüzdeki duruşsuzluğu çok iyi vurguluyor. Siyasi partilerin meclisteki tutarsızlıkları gerçekten düşündürücü.

Akşam Kapanışı 14 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Rize Haber - 53R ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.