6 Şubat depremi yeryüzünde art arda meydana gelen iki büyük deprem olarak kayıtlara ve dünya literatürüne geçti. Olayı sabah geç saatlerde öğrenmiştim, herkes gibi ben de televizyonu açmış ve ancak o zaman durumun vahametini farkına varabilmiştim.
Günlerce hatta aylarca depreme yeterli ve erken zamanda müdahale yapılamadığı konuşulmuştu , yorumların pek çoğu aslında doğru yapılmıştı fakat her zaman olduğu gibi tabii ki siyaset de işin içine girdiğin için sapla saman birbirine karışmıştı.
Buradaki en büyük problem aslında birbirlerine yakın illerin hepsinin aynı anda etkilenmiş olması ve bütün yardım ekiplerinin de aynı şekilde depreme yakalanmasıydı#.
Daha önce defalarca irili ufaklı depremler yaşamıştık fakat ne yazık ki deprem esnasında koordinasyon sağlama konusunda hâlâ büyük eksikliklerimizin olduğu bu olayda tekrar ortaya çıkmıştı. Bütün Türkiye adeta seferber olmuş insanlar ellerinde avuçlarında ne varsa deprem bölgelerine yollamıştı fakat bu yardımların bazıları hiçbir şekilde depremzedelere ulaşmamıştı daha doğrusu ulaşamamıştı. Günler sonra televizyonlar, sokaklarda saçılan elbiseleri ve etraftaki gıda maddelerini görüntülemişti. Hatta trafik yoğunluğu dolayısıyla şehirlere giremeyen bazı yardım tırlarının dağ başlarında yüklerini boşalttıkları haberleri yapılmıştı. Kimi insanlar da (bunlara bazı belediye baskanlari da dahildi) yardımları kendi depolarına taşıtmışlardı .Pek çok yardım heba olup gitmişti.
Gönüllü olarak yardım için o taraflara giden insanlar için de barınma ve kişisel ihtiyaçların giderilmesi büyük bir problem oluşturmuştu , çünkü kalacak yer yoktu, dinlenecek yer yoktu ve tuvalet ve banyo gibi ihtiyaçların giderileceği yer de yoktu. Saatlerce enkazda çalıştıktan sonra sağda solda uyumaya çalışan pekçok gönüllünün görüntüsü yayılmıştı sosyal medyada. İnsanların kişisel çabaları ve kendi araçlarıyla yapmaya çalıştıkları yardımlar yolların aşırı kalabalıklaşmasından başka bir işe yaramamıştı.
Bu işin nasıl çözülebileceğini kendimce düşünmüş ve şöyle bir çıkış yolu bulmuştum: içinde küçük bir mutfağın, katlanabilir yatakların veya ranzaların banyonun ve tuvaletin bulunduğu tırlar hazırlanmalı ve afet anında öncelikle bu tırlarla birlikte gönüllüler yollanmalı . Böylece enkazdan canlı kurtarmak için çalışan insanlar dönüşümlü olarak dinlenebilir ve daha sağlıklı ve zinde bir şekilde görevlerini ifa edebilirler. Bunların hızlı ulaşım için kısa kasalı olanlar da hazırlanmalı ama içinde saydığım şeyler dışında ilk yardım için teknik ekipmanlar da mutlaka bulunmalı. Her il, birkaç tane bu tarz hazır yardım tırı ya da kamyonu şeklinde tasarlasa en azından basit müdahalelere başlayabilir. Şunu hepimiz biliyoruz ki, orada binlerce kişi daha sağ çıkabilirdi, insanlar feryat ederek can verdiler, bu ne kadar büyük bir acı aslında.
Her olaydan bir ders çıkarmamız gerekir aslında fakat ne yazıkki biz çok çabuk unutan bir milletiz , olayları bir süre konuşur ondan sonra da başka konulara geçeriz. O günleri hiç unutmuyorum. Biz de öğretmen arkadaşlarla birlikte depremzedeler için seferber olan insanların içindeydik, ilimize gelen depremzedeleri koordine etmeye ve onların barınma ve beslenmeye ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorduk. Bunun için yaptığımız sosyal medya çağrıları anında karşılık buluyor ve pek çok kişiye yardımımız dokunuyordu. Televizyon başlarında haberleri izleyip hüngür hüngür ağlayan gözyaşı döken insanların, sokaklarda hiçbir şey olmamış gibi gezip tozmaları gündelik hayatlarına devam etmeleri ve çılgınca alışveriş yapmaları çok dikkatimi çekmişti. Bu kadar umarsız davranabilir miydik gerçekten? Ekran başındaki insanlarla sokaktaki insanların niçin bu kadar birbirinden farklıydı? Hepimizin psikolojisi bozulmuş ve dışavurumu bu şekilde mi ortaya çıkıyordu?
Açıkçası nedenini hala bulabilmiş değilim .
Televizyondan izlediğim yüzlerce haber ve olayın içerisinden en fazla aklıma kazınan ve gözümün önünden gitmeyen şey ise, içindeki acıyı dindirmeye çalışan bir babanın, yerden kül avuçlayıp yemesiydi.
Üzerinden üç yıl geçti. Nice ocaklar söndü, nice hayatlar karardı . Ateş düştüğü yeri yaktı elbette ki, gidenleri getirmenin hiçbir yolu yok fakat kalanların gitmemesi için önlemler almak ve çabalamak mümkün. Bunun için hepimizin üzerine düşen görevler var, devletin de üzerine düşen görevleri var, belediyelerin de var, siyasilerin de, sıradan insanların da.
Rabbimiz bir daha bize bu acıları yaşatmasın . Bu vesileyle ölenlerimize rahmet eylesin.
Başöğretmen:Hatice KESTİOĞLU

