İçindekiler
Bir Memleket Sevdalısı
Şerevaz, pepeçura, kastaniça kabağı,
Saç ayak, pelki, hosti, kapandı gitti çağı,
Kunci, minci, korkoti, koloti unutuldi,
Malahtara likmene hasret kaldi gazyağı.
“Bu sözler yüreği son nefesine kadar memleket sevgisi ile dolu olan, bir Rize sevdalısına Mustafa Kar’a aittir. Bir şiiri sevebilir ondan etkilenebilirsiniz . Bu size onun sahibi olma veya ona ilaveler yapma ve daha sonra tamamen şahsınızın sözleriye değiştirme hakkını vermez. Bu şiir ilk kez 1984 yılında Gazeteci Vural Kazmaz’ın Rize Haber Dergisi’nde yayınlandı. Bu bir belgedir. Bunu ötesi kul hakkıdır.
Aynı zamanda akrabam olmasıyla gurur duyduğum Mustafa Kar, şiirlerinde Rize şivesine ağırlık verir, nasihat varı sözleriyle dikkat çekerdi. Her sözü memleket her sözü hasret kokardı.
Şiirlerini Kitaplarla Paylaştı
Mustafa Kar şiirlerini üç adet kitapla okuyucuları ile paylaştı. Bunlardan “Düş ve Düşünce (2005)” ve “ Lazoğlu (2006)” Kazmazlar Matbaası’nda basıldı. Yayına hazırlamakta olduğu “Rize’nin Toprakları”, “Yerden Göğe Kadar”, “Dün Bu Gün Yarın”, “Sebep ve Sebepleri” isimli dört kitap çalışması bulunuyordu.
Kapandı Gitti Çağı Mustafa Kar’ın Şiiridir
1984 yılında Gazeteci Vural Kazmaz’ın Rize Haber Dergisi’nde “Kapandı Gitti Çağı “ isimli bir şiir yayımlanıyordu. Şiirin yazarı Mustafa Kar olarak belirtiliyordu. Şiir geçmişe özlemi, günden güne kaybolan değerleri anlatıyordu. Rize ağzı ile gündelik yaşamımızın bir parçası olan eşyalar nede güzel anlatılıyordu. Mustafa Kar’a yıllar sonra ulaştım. Bu süre içinde “Kapandı Gitti Çağı “ isimli bir şiir Rize’de çok seviliyordu. Bazı şahıslar maalesef bu değerli insanın şiirini kendine mal etmeye çalışıyordu. Mustafa Kar bu durumu bir şiirle “ Dost doğru olmalıdır bu dünyada her işün, sade dünyayı değil altını da bir düşün” şeklinde yorumluyordu. Bu şiiri çok sevilmişti. Bu şiiri sevip, içinde bazı değişikler yapan kendine mal eden iki şahısta maalesef din görevlisi olarak görev yapıyordu.
O Koca Yürekli Bir Şairdi
Mustafa Kar 1944 Rize’de doğdu. 1970 yılında kurduğu Akademi Grafik Reklam ajansında çalışmalarını yürüttü. Uzun yıllar Vural Kazmaz’ın sahibi olduğu Rize Haber Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini ve Yazı İşleri Müdürlüğünü yaptı. Mustafa Kar Lazoğlu isimli şiir kitabında kendisinden doğduğu topraklardan ve bölge kültüründen şöyle söz eder : “Benim doğduğum yerlerde gökyüzü ve deniz hemen her gün hareket halindedir. Fırtınalar, bulutlar, bulanık sular, yeşil ve mavi kıyıları olabildiğince döven sonra da sakinleşip dinen, genç bir delikanlıya benzer. Karadenizli, yorumlarını ve davranışlarını şekillendirirken, beyin süzgecini pek kullanmaz. O nedenledir ki, sözünü evirip çevirmeden söyleyendir. Bu özelliği nedeniyle onu tanıyana biraz sert, biraz da uzlaşmaz görünür. Ama onu tanıdıktan sonra, güvenilirliği sözünün eri, dost canlısı ve yardım severliği, insanların bakış açısını değiştirir. Çalışkanlığı ve üstün pratik zekâya sahip oluşu da onu daima gündemde tutar.
2009 yılının Haziran ayında sonsuza uğurladığımız Mustafa Kar yaşamı boyunca mütevazı bir duruş sergiledi. Onun yazdığı eserleri birileri sahiplenmeye kalktı, kendi adıyla yayınlayanlar oldu. “Son Cümle” isimli şiiri de onun kişiliğinin bir göstergesidir.
Sözü ağzıma alıp çiğner, süzerim
Kalemine mürekkep olur son kalan damlam
Edebiyatçı değil tabelacı yazarım
Cümle beni hoş görsün, eksik olursa imlam
Mustafa Kar Şiirlerinden Bir Seçki
Kapandı Gitti Çağı
Şaravaz, pepeçura, kastaniça kabağı
Sacayak, pelki, hosti, kapandı gitti çağı
Kunci, minci, korkota, koloti unutuldi
Malahtara, likmene hasret kaldı gazyağı
Burma, mabeyin, darni, kot, tereteri, hopeçi,
Gerdel, lahmi, pulama, küpun ağzında peçi
Çali, çupi, kutuni, davli ve kondaridan
Şimdi bahsettuğumde güleyi bizum paçi
Lağus, şokali, lobya, pafuli, perçem, andi
Metuşi, sehter, çiten altındakiler yandi
Zimbilaçi tikeni, kardaşi hamduspara
Benum gibi fukara, sirgan yedi uyandi
İşkemi, seke, konsol, evun temele taşı
Çiçili, kolistavra, langonanun kardaşi
Furnesi, tumurlisi, çumuşi, çilbur yerken
Paluzenun yanıida dururdi etmeğaşi
Hurtuli ve şurtuli, muncur, sumsuk, zibidi
Pifoli, koso, muşi, kurçeli bizum idi
Pasmanika, lohtiko, zuzuli ve çimidi
Fundukla fitrukayi acep hangimuz yedi
Murmurisle mamuris uyuturdi bizleri
Pumburi, şepidinun hala bende izleri
Çilipuli ve puli, karatağuk, çişona
Alemidiye donuk makoçinun gözleri
Geçen zaman içinde değişti bizdeki dil
Şimdi bu sözcükleri, ister oku, ister sil
Rizeli arkadaşum, anam, babam, kardaşum
Alem bilmezse bile ne deduğumi sen bil
HEYYASA
Rastgele deyup denize
Çıktum heyyesa heyyesa
Ağı ettum kesterize
Döktüm heyyesa heyyesa…
Baktum ki baluk ponahat
Güverteye vurdum pat pat
Suyun altından parapat
Çektum heyyesa heyyesa…
Ağda hamsılar oynarken
Yüzüm güldi erken erken
Vurduğum voli kalkarken
Baktum heyyesa heyyesa…
Yürü dedi hak makamı
Şanssuzluk parktı yakamı
Babadan kalma takamı
Söktüm heyyesa heyyesa…
Hamlandı kolum bacağum
Yeni taka alacağum
Bir de motor takacağum
Bıktum heyyesa heyyesa…
Yürek meşalem yanayı
Kırdum likmen şinanayı
O eski kayahanayı
Yıktum heyyesa heyyesa…
Mustafa Kar ile Rize
Benzer mavi yeşil göze
Eriyup karadenize
Aktum heyyesa heyyesa…
1993-İstanbul
Kitap (LAZOĞLU)
ZÜMRÜT RİZE
Yeşili zümrütün tonunda türlü
Haftada bir doğan güneşi nurlu
Altı günü ve gecesi yağmurlu
Eteği denizle ıslanan RİZE !..
Rize bir başkadır özlendiğinde
Hele gören gözle gözlendiğinde
Dumanlı başıyla gizlendiğinde
Dağları göklere yaslanan RİZE !…
2004-İstanbul
HA UŞAK HA
Hayat yolı sarp kayaluk
Havada kuş suda baluk
Kader deyil fukaraluk
Ha uşak ha, ha uşak ha…
İsmuni yap bir kilişe
Bismillah de başla işe
Aduni yaz dağa taşa
Ha uşak ha, ha uşak ha…
Dağlar taşlar senun olsun
Çalış kazan yüzün gülsün
Seni gören örnek alsun
Ha uşak ha, ha uşak ha…
Sakın geçmişi unutma
Helal varken heram yutma
Laga luga atup tutma
Ha uşak ha, ha uşak ha…
Sen lazoğli Rizelisun
Biraz hirçinsun delisun
Yeri geldimi velisun
Ha uşak ha, ha uşak ha…
Hatıruna gelursa dün
İçun rahat olur bugün
Yarun ise taptaze gün
Ha uşak ha, ha uşak ha…
1990-İstanbul
GUYDUM ÇARUKLARIMI
Geydum çaruklarumı gel bağla bağlarını
Gir koluma gezelum Rizenun dağlarını
Etekleri ıslanan dağlarun başı duman
Askoroz Deresi’ne düşenun halı yaman
Derenun sağ tarafı varup çıkar ğutoza
Oradan da gidilu dik dik molakamboza
Haçan gelduk kamboza geçelum potomyaya
Gürgene uğrayalum post serelum yaylaya
Setozun tepeleri benzeyi minareye
Minare gölgeleri vurur taşlidereye
Derenun sol tarafı enerken hazavite
Mişonadan andona çikilur kerevite
Andon ilicaları her bir derde devadur
Hemdamiki içmeler herkese bedavadur
Remanoz tepesinden değnek değersun göğe
Bayışağı endunmi yol keşişu humriğe
Haldozun tarihidur gülbaharun camesi
Kuvaroz dedilermi başlar şehir namesi
Şehrun üstünde kale kalenun ardı dosma
Ziraat bahçesinde asmaya çıkar yosma
Peripoldan aşağa endum mirakaloza
Mirakaloz yalıdan uzanu fetekoza
Fetekozdan yukarı yol var holoftereye
Kuzandanoz benzeyi darnıya pencereye
Veliköyün dağları bakar aponconoza
Aponconoz yüksekten seslenu kalamoza
İstavrı boğazından yol aldunmı perkama
Hamuda önümdedur sepetopom arkama
Arkamdaki sepetlan giderken yalı yalı
Kör olası gurbete oldum hasret hamalı.
Arkamdaki sepetlan size selam götürdüm
Kobrakor istanbula kalu ömür biturdum
O eski çarukları bir ömürdür saklarum
Rize akluma gelur tozlarını koklarum
Bu kokiyi çekmeklan burnum uzayu gitti
Gezduğumla yazduğum hoşçakalunla bitti…
2002-İstanbul
Kitap (LAZOĞLU)


