Hatice KESTIOGLU
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Okudukça Neden Cahilleşiyor İnsan

Okudukça Neden Cahilleşiyor İnsan

Hatice KESTİOĞLU - Yazıları
Hatice KESTİOĞLU - Yazıları
service
5
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Cahil kelimesi çok farklı şekilde kullanılıyor. Biz cahil dediğimiz zaman hiçbir şey bilmeyen anlamında kullanıyoruz oysa Kur’an-ı Kerim de cehalet çok farklı anlamlarda geçer.

“Kur’an’a göre cahil:

• Okumamış olan değil

• Diploması olmayan değil

Cahil olan:

• Bildiği hâlde yaşamayan

• Hakikati işine gelmediği için reddeden

• Allah’ı hesaba katmadan karar veren

• Nefsini ölçü edinen insandır

Bu yüzden Kur’an’da:

“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9) denirken kastedilen bilgi:

Kalbi dönüştüren bilgidir.

Kur’an’da cehalet, bilmemek değil;

Bildiği hâlde Allah’sız yaşamayı tercih etmektir.”

Mesela cehaletin babası olarak anılan Ebu Cehil’in asıl adı Amr b. Hişâm’dı. Kureyş içinde ona verilen eski lakap: Ebû’l-Hakem (anlamı: hikmet sahibi, hüküm veren) idi.

Okuma-yazma bilen, hitabeti güçlü, Mekke siyasetinde etkili, zeki ve stratejik biriydi. Ebû Cehil’e bu lakap, bilmediği için değil; bildiği hâlde kibirlenip zulmü seçtiği için verilmiştir. Dolayısıyla insan birkaç üniversite mezunu olsa, dünya çapında bilinen biri profesör olsa yüzlerce kitap yazsa bile, Rabbini bilmiyor tanımıyorsa, okuma yazma bilmeyen ama Allahın emir ve yasaklarını yerine getiren kişiden çok daha cahildir.

Özellikle felsefe ve sosyoloji okuyanların zamanla inanışlarında değişikliğe gittiklerini, okudukları ilimlerin kendilerini inkâra sürüklediği görüyoruz. Tabii bu genel bir kural değildir ama diğer ilimlere nazaran bu alanda bu anlattıklarım daha fazladır. Peki niçin böyledir? İşte aşağıda bunun cevabını bulacaksınız. (Yazı bana ait değildir internetten derlemedir.)

Felsefe ve sosyoloji, özellikle modern dönemde, yalnızca insan aklını ve toplumsal deneyimi merkeze alan bir yöntemle ilerler. Metafizik, vahiy ve gayb çoğu zaman yöntem dışı bırakılır. Açıkça “Allah yoktur” denmez ama “Allah’ı hesaba katmadan açıklayalım” yaklaşımı yerleşir. Bu da zamanla insanı, fark etmeden, her şeyi Allah ’sız düşünmeye alıştırır.

Felsefe sürekli soru sormayı, şüphe etmeyi ve hiçbir şeyi verili kabul etmemeyi öğretir. Bu başlı başına kötü değildir. Ancak şüphe bir durak değil de kalıcı bir yer hâline gelirse, cevap aramak yerine cevapları küçümseme alışkanlığı doğar. Şüphe, insanı tevazuya değil kibire götürmeye başlar.

Bilgi arttıkça tevazu artmıyorsa, sorun başlar. İslam düşüncesinde ilim, insanı Allah’a yaklaştırıyorsa ilimdir. Modern akademide ise bilgi çoğu zaman güç, statü ve entelektüel üstünlük aracına dönüşür. İnsan “ben düşünüyorum, ben açıklıyorum” demeye alışır. Kalpte yavaş yavaş şu duygu oluşur: “Artık Allah’a ihtiyaç kalmadı.” Oysa Kur’an, “Kulları içinde Allah’tan en çok korkanlar âlimlerdir” buyurur. Demek ki bilgi, ancak tevazu doğuruyorsa insanı Allah’a yaklaştırır.

Sosyolojinin en riskli yönlerinden biri, her şeyi “Ürün’e indirgemesidir. Din toplumsal ihtiyaç, iman kültürel yapı, ahlak tarihsel koşul olarak açıklanır. Bu bakış açısı insanı aşkın olandan koparır. Kişi “Allah var mı?” sorusundan fark etmeden “İnsanlar niçin Allah’a inanıyor?” sorusuna geçer. Bu, zihinsel olduğu kadar kalbî bir kırılmadır.

Bilim ve düşünce aklı besler ama ibadet, dua, tefekkür ve teslimiyet yoksa kalp aç kalır. Akıl büyür, kalp küçülür. İnsan kendini yalnızca düşünen bir varlık sanmaya başlar. Oysa insan, aynı zamanda kulluk eden bir varlıktır.

Unutulmaması gereken şudur: Gazali, Farabi, İbn Sina, İbn Haldun, Aliya İzzetbegoviç gibi isimler felsefe ve sosyolojiyle uğraşıp Allah’a yaklaşmışlardır. Çünkü onlar aklı putlaştırmamış, bilgiyi secdeye götüren bir araç olarak görmüşlerdir.

Sonuç olarak mesele bilim ya da düşünce değildir. Mesele aklın sınırını bilip bilmemesidir. Bilim sınırını bilirse Allah’a yaklaştırır, kendini mutlaklaştırırsa uzaklaştırır. Asıl ayrım şu cümlede toplanır:

Aklı rehber yapmak başka, aklı ilah yapmak başkadır.

Baş Öğretmen – Hatice KESTİOĞLU

Okudukça Neden Cahilleşiyor İnsan
+ - 5

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 Yorum

  1. 5 Aralık 2025, 12:46

    Yazı için çok teşekkürler Hatice Hanım. Özellikle ‘aklı rehber yapmak ile aklı ilah yapmak’ arasındaki o ince çizgi üzerine çokça düşünmemiz gerekiyor.

    Cevapla
  2. 9 Aralık 2025, 12:46

    Çok yerinde bir tespit olmuş. Bilginin insanı kibirlendirmesi gerçekten en büyük tehlikelerden biri, Allah ilmiyle amel edenlerden eylesin.

    Cevapla
  3. 22 Aralık 2025, 12:46

    Felsefe ve sosyolojinin her zaman inkâra sürüklediği fikrine pek katılmıyorum. Bilakis, sorgulayan bir zihin hakikati daha derinlemesine kavrayamaz mı?

    Cevapla
  4. Ebu Cehil örneği konuyu çok iyi özetlemiş. Demek ki sorun ne kadar çok bildiğimiz değil, bu bilgiyi nerede ve nasıl kullandığımızmış.

    Cevapla
  5. 3 Ocak 2026, 12:46

    Modern akademideki bilgi anlayışını eleştirmişsiniz ancak bilimin tarafsızlığı için bu yöntem gerekli değil midir? Metafiziği işin içine katmak bilimin nesnelliğine zarar vermez mi?

    Cevapla
Giriş Yap

Rize Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Bizi Takip Edin