Ölüm, ardındaki kapılar kapanırken önündeki kapıların açıldığı yerdir aslında. Dişini tırnağına takarak biriktirdiğin malın, hak edip etmediğini hiç düşünmeden kurulduğun makamın ve sevdiğin bütün dostların birer birer dönerlerken kabrin kapısından sen, yalnız girilecek o soğuk yerde amelinle baş başasındır artık.
“Sizi ilk defa yarattığımız gibi, yine bize tek başınıza geleceksiniz.”(En‘âm, 94)
Sana orada yoldaşlık yapacak neyin var, yanında ne götürdün ey insanoğlu?
Hiç o günü düşünüp telaşa kapıldığın oldu mu ömründe?
Ardında bırakacakların için koştururken, önünde açılan kapıların ardında seni bekleyenlerle neden hiç ilgilenmedin ey bedbaht?
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 57) diyen Rabbinin kelamını hiç işitmedin mi?
Söylenecek sözün, yenecek lokmanın, alınacak nefesin bittiği yerdesin artık…
Geldiğin yere, toprağına, asıl yurduna dönüyorsun.
Ve o an…
Resûlullah ﷺ buyurur ki: “İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesna:Sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet 14)
Ve Bir Dua
“Allah’ım…
Kapılar kapandığında pişman olanlardan değil, kapılar açılmadan hazırlananlardan eyle bizi.
Dünyanın kalabalığında yolunu kaybedenlerden değil, ölümün sessizliğinde sana yüzü ak çıkanlardan eyle bizi.
Son nefesimizde kelâmımız Sen, varacağımız yurt rızan olsun. “


Gerçekten çok sarsıcı ve bir o kadar da düşündürücü bir yazı olmuş. Modern dünyanın hengamesinde unuttuğumuz o asıl gerçeği tekrar hatırlattığınız için teşekkürler, Allah razı olsun.
Yazıdaki ‘kapılar açılmadan hazırlananlar’ ifadesi çok etkileyici ama bu dünya koşturmacası içinde bunu tam olarak nasıl başaracağız? Amel defterimizi açık tutacak işlere daha fazla odaklanmamız gerektiği çok açık.
Ölümün her an gelebileceği gerçeği ayet ve hadislerle çok net bir şekilde ortaya konmuş. Günlük telaşlarımızın ne kadar geçici olduğunu bir kez daha hatırlatmış oldu.